unuttuk sesleri bilinmedik köşelerde ardından sessizce kurduk cümleleri eksik hecelerle…

Resmini çıkartıp, gönül çerçevemden
Başka bir resim koymak istedim yerine…
Ne resim çerçeveye uydu
Ne çerçeve resime…
Boş kalsın istedim olmadı
Boşlukla dolsun istedim dolmadı.
Duvarda boş bir çerçeve düşün
Ne garip değimli?
Gönüldeki hâli nasıl bir bilsen…
Taktım yeniden resmini yerine
Gönül çerçevem artık boş değil.
Anladım ki, bu gönül sensiz olamaz
Sana doyamaz, sana kıyamaz…
Uzaklarda olsunda unutma!
Dilimden eksik olmaz
Kalbimden silinmez asla
Yaşadıkça, senin ismin…
Ebediyen kalacaktır yerinde
Korku… O kadar kötü ki o içindeki neşeli çocuk sanki bir duvara büzüşüp düşünceler arasında rutubetli duvarlar etrafında duruyor. O vicdan azabı iliklerine kadar işliyor ve öyle bir düğüm oluşturuyor ki çözülemez hale geliyor. Her yerin sanki bir şarkı gibi aynı anda titriyor, ritim yapıyor ve içinden kendine ettiğin onca küfür bu şarkıya söz oluyor. Ama bu şarkıyı kimse bilmiyor sadece o içindeki ürkek çocuk biliyor. Masumluk içinde o şarkıyı söylüyor ve esasında bas bas bağırıyor biri bana yardım etsin diye… Ama ne yazık ki kimse yardım edemez, çünkü o çocuğu korku çukurundan kurtarmaya kimsenin gücü yetmez, yetemez…
,
İşte benim hikayem bu… Read the rest of this entry »
Sükut
usul usul söndürdü şehir tüm ışıklarını
sessizce silinmek isterken bir limanda
erken uyandı uykusundan.
dört duvardı bana kalan
bir parça hüzün ve ıslak ayrılıklar ellerimde.
gündoğumlarıma karanlık hükmeder
kan ve revan ikiz kardeştir susuzluğuma
yastığımda kör ebe oynuyor cinler
umarsız kusulan cümlelerin günahıydı
ıslak ıslak ceheneme yol tutan.
beynimin kıyısında ip oynuyor sağır bir cambaz
içimde uçurumlar
buldukça yıkıyorlar mabedlerimi
yitirdikçe seni ölen tanrılarım. Read the rest of this entry »
